WeCreativez WhatsApp Support
Merhaba! Bize WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz.
Merhaba! Randevu ve diğer talepleriniz için iletişime geçebilirsiniz.

Kasten Öldürme Suçu ve cezası-Av.Maşallah MARAL (tCK.81,82)

Kasten Öldürme Suçu

TCK  Madde 81– (1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesinde kasten öldürme suçu düzenlenmiştir. Buna ilaveten 82. maddesinde suçun nitelikli halleri düzenlenmiştir.

Korunan Hukuki Yarar

Bu suçta korunan hukuki değer kişinin yaşam hakkı ve hayat bütünlüğüdür. Bu suçta ortadan kaldırılmak istenen yaşam, failin kendi yaşamı değil bir başkasının yaşamıdır.

Fail

Bu suçun faili herkes olabilir. Kasten öldürme fiilini gerçekleştiren kişi fail olarak olaydan sorumlu tutulur. Kasten öldürme suçunun bir başkasını araç olarak kullanılarak icra edilmesi halinde başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur.

Mağdur

Kasten öldürme suçunun mağduru tıpkı failde olduğu gibi herkes olabilir. Mağdur aynı zamanda suçun üzerinde işlendiği konu olduğundan mağdur ve suç konusu da birleşmektedir. Mağdurun insan olması ve hayatta olması yeterlidir.

HATIRLATMA:

  • Ana rahmindeki cenin özelliği itibari ile insan olarak kabul edilmediğinden ceninin ortadan kaldırılması kasten öldürme olarak nitelendirilmez. Ana rahminden çıkıp nefes almaya başladığından itibaren yani doğumun bitiminden itibaren insan olarak kabul edilir. (Cenin ile ilgili Türk Medeni Kanunu madde  28/1’e ayrıntılı olarak bakılabilir.)
  • Ölmüş kişi suçun mağduru olamaz, fakat şartları varsa TCK madde 130’da belirtilen kişinin hatırasına karşı hakaret suçunu oluşturur.
  • Mağdur kavramı ile bağlantılı bir konu ise ötanazidir. Türk Ceza Kanunu’nda bu kavramla ilgili herhangi bir düzenleme bulunmadığından fail hakkında da hukuka uygunluk bulunmadığından kasten öldürmeden kamu davası açılır.

Suçun Maddi Unsuru

Suçun maddi unsuru bakımından hareket, netice ve nedensellik bağına bakılmalıdır. Suç serbest hareketli bir suçtur. Bir başkasının yaşamını yok etmeye yönelik herhangi bir hareket bu suçu oluşturabilir. Nitekim yapılan hareket sonucu mağdurun ölmesiyle suç neticelenir. Bu nedenle kasten öldürme suçu bir netice suçudur. Son olarak hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir.

İcrai ya da ihmali bir hareketle öldürme sonucunun meydana gelmesi gerekmektedir. Herhangi bir araç ile bu suç işlenebilir. Mağdurun ölümü ile suç tamamlanmış olur. Netice bakımından ölümün saptanması için uzun yıllar boyunca biyolojik ölüm ölçütü kabul edilmişken yenilenen tıp bakımından organ naklinin ortaya çıkmasından bu yana beyinsel ölüm ölçütü üstünlük kazanmıştır. Beyin ölümü ile ifade edilmek istenen beynin, vücudu yönetme gücünün tamamen ve geriye dönülmeyecek şekilde kaybolmasıdır. Fakat yeni kıstasa göre büyük beyin kabuğu özelliğini yitirmekte ve bunun sonucu olarak bilinç ortadan kaybolmaktadır.

Nedensellik bağı bakımından ise failin hareketi ile ölümün netice olarak meydana gelmesi durumunda sorun bulunmamaktadır. Fakat neticenin birden fazla hareketin etkisiyle meydana gelmesi durumunda ya da failin hareketinden önce var olan sebeplerin ve hareketten sonra başka sebeplerin ortaya çıkması durumunda ciddi bir nedensellik sorunuyla karşı karşıya kalmaktayız. Örneğin failin mağdura ateş ederek öldürmeye teşebbüs ettiği bir olayı var saydığımızda: Bu olayda failin ateş etmesinden sonra mağdurun yaralanmasına rağmen uzun süre beklemesi ve sonra hastaneye kaldırılması, hastanede de operatörün hatalı şekilde ameliyat etmesi ve son aşamalarda hasta bakıcıların yanlış bakımları, ilaçları zamanında vermemeleri sonucu mağdurun ölmesinde sebeplerin çokluğu ile karşılaşılmaktadır. Böyle bir durumda failin hareketi ile ortaya çıkan netice arasında uygun bir nedensellik bağının bulunup bulunmadığı objektif ve subjektif yönden araştırılmalıdır. Yani objektif olarak; failin içinde bulunduğu şartlar ile neticenin meydana gelip gelemeyeceği; subjektif olarak ise failin bu meydana gelen neticeyi bilip bilmediği ve isteyip istemediği araştırılmalıdır. Hareket ve netice arasında bilme ve isteme söz konusuysa nedensellik bağının bulunduğu kabul edilecektir. Aksi takdirde, fail meydana gelen neticeden sorumlu tutulamayacaktır.

Suçun Manevi Unsuru

Kasten öldürme suçunda özel kast aranamayıp genel kastın varlığı yeterlidir. Faildeki saik ya da amaç kural olarak bir önem taşımaz. Söz konusu kast, doğrudan kast(genel) olabileceği gibi olası (muhtemel) kast (TCK m.21/2) da olabilir. Kast, bilme ve isteme olmak üzere iki unsurdan oluşmaktadır. Bilmeyle ifade edilmek istenen failin, iradesiyle yaptığı hareketin ve ondan doğabilecek sonucun ne olduğunu bilmesidir. Yani tanıması, bu konuda bilinçli davranmasıdır. İsteme ile aktarılmak istenen ise failin bildiği, öngördüğü hareketin ve o hareketten doğan neticeyi arzulamasıdır. Elde etmeye yönelik irade göstermesidir. Fail tarafından istemeye dair irade açıkça ortaya konulabileceği gibi zımni, yani örtülü olarak da ortaya konulabilir. Olası kast durumuna baktığımız ise TCK madde 21/2 uyarınca cezanın indirimi söz konusudur. Öldürme kastının tespiti ile bilinçli taksirden ayrılması konusunda karışıklık meydana gelebilmektedir. Olası kastta kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşeceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi TCK madde 21/2’de tanımlanmıştır. Demek ki, olursa olsun mantığı gözetilmektedir. Olası kastta gerek bilme gerekse isteme unsurları daha az yoğunluktadır. Ayrıca suçun olası kastla işlenmesi halinde teşebbüse elverişlilik ortadan kalkar.

Yargıtay kastın belirlenmesinde belirli kriterler öngörmüştür bunlar;

     -fail ile mağdur arasında olay öncesine dayalı, öldürmeyi gerektirir bir husumetin bulunup bulunmadığı,

     – olayda kullanılan vasıtanın öldürmeye elverişli olup olmadığı,

      -mağdurdaki darbe sayısı ve şiddeti darbelerin vurulduğu bölgenin hayati önem taşıyıp taşımadığı,

      -failin filine kendiliğinden mi yoksa engel bir sebepten dolayı mı son verdiği,

      -olay sonrası mağdura yönelik davranışları,

hususlarının dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Burada da dikkat edilmesi gereken husus, failin kastının belirlenmesinde başvurulan ölçütlerin hepsinin aynı olayda gerçekleşme zorunluluğu bulunmamaktadır. Bir tanesinin dahi gerçekleşmesi kastın varlığı bakımından yeterlidir. Öte yandan ölçütlerin çoğunun gerçekleşmesine rağmen failin kastının yaralamaya yönelik olduğu da söylenebilir. Söz ile eylem birbirine uymuyor ise kastın tayini bakımından söze değil, eyleme itibar edilmelidir. Bu da her somut olayda olayın özelliğine göre değişir. Nitekim TCK’nun 87/4. maddesinde de bu konu düzenlenmiştir. Her ne kadar maddi unsurlar her iki suç tipinde birbirine benzemekte ise de maddeden de anlaşılacağı üzere kasten yaralama sonucu ölüm meydana gelmiş ise artık TCK madde 87/4’ten söz edilir. Burada manevi unsurun önemi büyüktür. Failde ölüm neticesine yönelik bir kast yoksa hareketi ile ölüm neticesi meydana gelmiş olsa dahi kastın aşılmasından öldürme suçundan cezalandırılır. Kastı öldürmeye yönelik ise kasten öldürme, yaralamaya yönelikse nitelikli kasten yaralama suçu oluşur. Dikkat edilmesi gereken kıstas yine manevi unsurdur. Uygulamada kasten yaralama sonucu ölüme neden olma ile olası kastla öldürme fiilleri birbirine karıştırılmamalıdır. Fiilin icrasında failin kanundaki maddi unsurları bilmemesi halinde, fail kasten hareket etmiş olmaz. Hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklı kalmaktadır. Keza suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen fail de hatasından yararlanacaktır. Nitekim ceza sorumluluğunu azaltan veya kaldıran nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz hataya düşen fail bu hatasından yararlanacaktır. Örnek vermek gerekirse, fail suçun konusunda hataya düşerek av esnasında bir hayvana ateş ettiğini düşünerek insana ateş etmiş ve ölüme neden olmuşsa kasten öldürme suçundan değil, taksirle öldürme suçundan cezalandırılması gerekmektedir.

Hukuka Uygunluk Nedenleri

Fail gerçekleştirdiği eylem hukuka aykırı değilse başka bir ifadeyle eylemi hukuka uygun hale getiren bir eylem var ise suç oluşmaz. Yani failin gerçekleştirdiği hareket kanundaki suç tanımına uygun dahi olsa her zaman bunun hukuka aykırı olduğunu söyleyemeyiz. Aşağıda kanunda belirtilen hukuka uygunluk sebeplerini sırasıyla anlatacağız.

-Kanunun hükmünü yerine getirme (TCK m.24/1)

Kanun koyucu, TCK madde 24/1’de kanun hükmü yerine getiren kimseye ceza verilmeyeceğini belirtmiştir. Kanun hükmünü yerine getiren kimse, eylemin hukuka uygun hale gelebilmesi için yetkili olması gerekir. Kanun hükmü çerçevesinde hareket etmiş olmalı ve eylem orantılılık ilkesine uygun olmalıdır. Örneğin, PVSK madde 16 bakımından polis, zor kullanma yetkisi kapsamında eyleme müdahale ederse şartların varlığı halinde kanundaki suç oluşmayabilecektir.

HATIRLATMA: Unutmamak gerekir ki konusu suç teşkil eden fiil hiçbir şekilde yerine getirilmez, aksi halde emri yerine getirenin sorumluluğu doğar.

-Meşru savunma (TCK m.25)

TCK’nun madde 25/1 fıkrasına göre; kişinin kendisine veya başkasına ait bir hakka karşı gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak saldırılara karşı meşru savunmada bulunması mümkündür. Bir olayın meşru savunma kapsamında gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için saldırıya ilişkin şartların bulunması gerekir. Bunlar;

                 -bir saldırının bulunması,

                 -saldırın haksız olması,

                 -saldırının meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olması (bu hakkın kişinin kendisine veya başkasına ait olması arasında fark bulunmamaktadır) ve

                 -saldırı ile savunmanın eş zamanlı olması

Bir de savunmaya ilişkin şartların gerçekleşmesi gerekmektedir.  Bu şartlar- savunmanın zorunlu olması (failin kendisine veya başkasına ait hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka bir imkanı bulunmaması gerekir), savunma saldırana karşı olmalı ve saldırıyla savunma arasında oran bulunmalıdır.

            Meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada savunma başlamış ancak orantılılık ilkesi ihlal edilmiş ise ve meşru savunma gerçekleştiği kabul edilmiş ise sınırın aşılması gündeme gelebilir.

            Uygulamada meşru savunma şartlarını doğru tahlil etmek gerekir. Nitekim haksız tahrik (TCK m.29) ile meşru savunma karıştırılmaktadır.

Haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya elemin etkisi altında suçu işlemektir ve haksız tahrik kişinin kusurunu tamamen kaldırmamakta, sadece azaltmaktadır. Fail, suç işleme yönünde önceden karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir.

Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için;

                        -tahriki oluşturan bir fiil olmalı,

                         -bu fiil haksız bulunmalı,

                        -fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,

                        -failin işlediği bu suç ruhi durumun tepkisi olmalı ve

-haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.

Meşru savunma, hukuka uygunluk nedenlerindendir, bu nedenle meşru savunma ile haksız tahrik bir arada bulunmaz.

-Hakkın kullanılması (TCK m.26/1)

TCK madde 26/1’e göre hakkını kullanan kimseye ceza verilmemektedir. İlk olarak kişiye doğrudan doğruya kullanabileceği, hukuk düzenince tanınmış, sübjektif bir hakkın bulunması gerekmektedir. İkincil olarak ise kişinin bu hakkını öngörülen bu sınır içerisinde kullanması gerekir. Üçüncül olarak da hakkın kullanılması ile işlenen ve tipi uygun olan fiil arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir.

-İlgilinin rızası (TCK m.26/2)

TCK’nun madde 26/2 fıkrasında kişinin, üzerinde mutlak suretle tasarruf edeceği bir hakkına ilişkin olmak üzere açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilemeyeceği hükmü düzenlenmiştir. Yani ilginin rızasının hukuka uygun sayılabilmesi için mutlak surette tasarruf edeceği hakkının bulunması gerekir.

Kanunumuzda ötanazi ve talep üzerine öldürme halleri hukuka aykırılığı ortadan kaldırmadığın kasten öldürme suçu oluşur.

-Hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın aşılması (TCK m.27)

TCK’nın 27.maddesinde;

(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.”

            (2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.” denilmektedir.

Her ne kadar ceza sorumluluğunu kaldıran sebepler ile sınırı kast olmaksızın aşılması ifadesine yer verilmiş ise de bundan maksat hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın aşılmasıdır. Bilindiği üzere, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler başlığı altında hukuka uygunluk sebepleri ile kusurluluğu etkileyen sebepler birlikte düzenlenmiştir.

TCK’nun madde 27/1 fıkrasında fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de bunu bilerek veya isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa fail, sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır. TCK ‘nun madde 27/2 fıkrasında ise hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür.

Bu hükmün uygulanabilmesi için;

                        -meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,

                        -saldırıya ilişkin şartların var olması,

                        -savunmaya ilişkin şartlardan ölçülülük ya da orantılılık şartının savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması ve

                        – sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.

Hukuka uygunluk nedeninin olayda bulunması halinde beraat kararı verilirken sınırın aşılması halinde ise ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.

KASTEN ÖLDÜRME SUÇUNUN NİTELİKLİ HALLERİ (TCK M.82)

5237 sayılı TCK’nın kasten öldürmeye ilişkin olarak nitelikli haller belirtilmiştir. Bu hallerden birkaçı aynı olayda gerçekleşse dahi, TCK madde 82, fail hakkında bir kez uygulanır.

Tasarlayarak öldürme; TCK’nun madde 82/1-a bendinde, kasten öldürme suçunun tasarlayarak işlenmesi halinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmüştür. Tasarlama kavramının tanımı Türk Ceza Kanunu’nda yapılmamıştır ancak Yargıtay’a göre tasarlama suç işleme kararıyla, suçu işleme zamanı arasında belli bir zaman dilimi geçmesine karşın, failde azalmayan soğukkanlı suç işleme iradesidir.

Canavarca hisle ve eziyet çektirerek öldürme; TCK’nun madde 82/1-b bendinde yer alan canavarca hisle öldürme; failin öldürme amacından daha ileri giden vahşiyane hareketleridir. Eziyet çektirme ise kişinin belli bir süreç içinde ve acı çektirilerek öldürmesi, faildeki sadist duyguların dışa vurumu olduğundan daha ağır şekilde cezalandırılması öngörülmektedir.

Yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle öldürme; TCK’nun madde 82/1-c bendindeki nitelikli unsurun uygulanabilmesi için kasten öldürme suçu ile bentte sözü edilen genel tehlike yaratma suçları arasında amaç-araç ilişkisi olması yani öldürmenin genel tehlike yaratmak veya tehlikeli araçlar kullanılarak işlenmesi, bu suçun nitelikli hali olarak öngörülmüştür.

Üst soy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı işlenmesi hali; aile kurumunun önemli olması,  fail-mağdur arasındaki bu ilişki sebebiyle kanun koyucu TCK’nun 82/1-d bendi kapsamında faile, suçun temel haline oranla daha ağır bir ceza uygulamayı öngörmüştür. Eş ilişkisi ancak resmi nikahlı eşi kapsamakta olup, suçun nişanlıya veya birlikte yaşayan kişilere karşı işlenmesi bu kapsamda olmadığından cezanın artırılması gerekmez.

Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak olan kişiye karşı öldürme; TCK’nun madde 82/1-e bendindeki “çocuk kavramı” on sekiz yaşını doldurmamış kişidir. Eylemin icrasındaki kolaylık sebebiyle nitelikli unsur gereği ceza artırılır. Mağdurun çocuk olup olmadığı suçun işlendiği ana göre belirlenecektir.

Gebe olduğu bilinen kadına karşı öldürme; TCK’nun madde 82/1-f bendinde failin, mağdur kadının hamile olduğunu bilmesi önemlidir. Failin tek eylemi ile iki yaşama birden son vermesini kanun koyucu, daha ağır ceza verilmesi gerektiren hal olarak öngörmektedir. 

Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürme; TCK’nun madde 82/1-g  bendine göre; kamu görevlisi olan mağdurun, kamu görevini yerine getirmesi sebebiyle öldürülmesi gerekmektedir.

Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla öldürme; TCK’nun madde 82/1-h bendinde amaç suç- araç suç ilişkisi söz konusudur. Başka bir anlatımla, suçun bu bentteki biçiminin oluşabilmesi için belirtilen amaçlarla bir kişinin öldürülmesi yeterlidir.

Bir suçu işleyememekten doğan infial ile öldürme; TCK’nun madde 82/1-i bendine göre bu nedenle cezanın ağırlaştırılabilmesi için failin işlemeyi düşündüğü suçun, kasten işlenebilen bir suç olması gerekmektedir. Failin işlemek isteyip de işleyemediği suçun hangi suç olduğunun bir önemi bulunmamaktadır.

Kan gütme saikiyle öldürme; TCK’nun madde 82/1-j bendi kapsamında failin daha önce öldürülen bir kimsenin intikamını almak için ilk olayın doğurduğu öfke ve üzüntü geçtikten sonra, suçlunun mensubu olduğu gruptan birisini veya suçluyu öldürmesi düzenlenmiştir. Yargıtay içtihatlarına göre; fail bu nitelikli hali adeta görev bilinciyle hareket ederek işlemektedir. Kan gütme saikiyle cezanın ağırlaştırılabilmesi için eylemin yalnızca kan gütme saikine bağlı olarak işlenmiş olması gerekmektedir. Haksız tahrikin koşullarının bulunduğu durumlarda bu nitelikli unsur uygulanamaz.

Töre saikiyle öldürme; TCK’nun 82/1-k bendinde her ne kadar töre saikiyle öldürme cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli unsur olarak kabul edilmiş ise de “töre saikinin” ne olduğu 5237 sayılı kanunda tanımlanmamıştır. Bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik koşullarının bulunmaması gerekir.

Suçun Özel Görünüş Biçimleri

Teşebbüs; kasten öldürme suçuna teşebbüs mümkündür. Fail, mağduru öldürme amacıyla elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlamış ancak elinde olmayan nedenlerle öldürme eylemini tamamlayamamışsa kasten öldürmeye teşebbüs söz konusu olacaktır. Teşebbüsün söz konusu olabilmesi için suçun kasten işlenebilen bir suç olması, ayrıca elverişli bir fiil ile işlenmesi düşünülen suçun icrasına başlanmış olması gerekmektedir. Suçun olası kastla işlenmesi halinde ise suç teşebbüse elverişli olmamaktadır.

Teşebbüsün söz konusu olabilmesi için elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlama arandığından, örneğin; silahın etki mesafesinden çok uzak bir noktadan mağdur hedef alınarak silahın ateşlenmesi halinde elverişli hareket söz konusu olmadığından öldürmeye teşebbüsten söz edilemez.

Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer (TCK m.36 ) veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, artık teşebbüsten dolayı cezalandırılmayacaktır. Failin öldürmek amacıyla ateş edip ağır yaraladığı kimseyi, pişman olup hastaneye götürmesi ve böylece ölüm neticesinin gerçekleşmesini engellemesi veya karısını öldürmek isteyen kocanın, onu zehirledikten sonra ölüm neticesi meydana gelmeden bir panzehirle zehrin etkisini ortadan kaldırması, gönüllü vazgeçmeye örnektir.

İştirak; kasten öldürme suçuna iştirakin her türü mümkündür, birden fazla kimsenin aralarında yaptıkları anlaşma gereği fiilin oluşumuna katkıda bulunarak suçun birlikte işlenmesi halinde iştirakin varlığından söz edilir.

Failler arasında birlikte suç işleme kararı (iştirak iradesi) varsa ve suçun icrai hareketlerini de birlikte gerçekleştirmiş, öldürücü darbeyi kimin vurduğu açıkça belli olsa bile bütün failler müşterek fail olarak tamamlanmış kasten öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaklardır.

Kasten öldürme suçu birden fazla fail tarafından işlenmiş olmak ile birlikte failler arasında iştirak iradesi yoksa sorumlulukları şüpheden sanık yararlanır kuralı uyarınca belirlenecektir.

Mağdur ölmüş ancak kimlerin fail kimlerin yardım eden olduğu saptanamamışsa yine şüpheden sanık yararlanır kuralı uyarınca bütün failler yardım eden olarak sorumlu tutulacaklardır.

5237 sayılı Türk ceza kanununda iştirak biçiminde işlenen suçlarda müşterek faillerin hepsi aynı cezayı alır iken, iştirak iradesi olmaksızın işlenen suçlarda her bir failin eylemi ayrı ayrı değerlendirilir.

İçtima; TCK’nın 43/3 fıkrasında da belirtildiği üzere; kasten öldürme suçunda zincirleme suç hükümleri uygulanmadığından aynı suç işleme kararıyla değişik zamanlarda aynı kişiye karşı ilk olarak kasten öldürmeye teşebbüs daha sonra kasten öldürme suçlarının işlenmesi durumunda gerçek içtima hükümlerince fail her bir suçtan dolayı ayrı ayrı ceza almaktadır.

Fikri İçtima; TCK’nın 44. maddesinde fikri içtima düzenlenmekte ve “işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” denmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken, işlenen bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasıdır. Diğer bir deyişle eylem tek olmalı, ancak bu eylemle birden fazla ve birbirinden farklı suç işlenmelidir. Böyle bir durumda faile bu suçlardan en ağır olanının cezası verilecektir.

(A), (B) ye ateş etmiş ancak kurşun sektiği için başka yönde yürüyen (D) yi öldürmüş ise, (B) bakımından öldürmeye teşebbüs (D) bakımından taksirle öldürme suçu söz konusu olur. Bu halde TCK’nun 44. maddesi kapsamında failin en ağır cezayı gerektiren suçtan cezalandırılması gerekir.

Soruşturma Usulü, Müeyyide ve Zamanaşımı

Kasten öldürme suçunun soruşturma ve kovuşturması re’sen yapılır; şikâyet aranmamaktadır. Türk vatandaşının yabancı ülkede işlediği kasten öldürme suçunun yargılama yapılması TCK madde 13/2 uyarınca Adalet Bakanı’nın talebine bağlıdır. Kasten öldürme suçu dolayısıyla yabancı bir ülkede fail hakkında mahkûmiyet veya beraat kararı verilmiş olması Türkiye’de yargılama yapılmasına engel teşkil etmemekte olup, Adalet Bakanı’nın talebi üzerine Türkiye’de yargılaması yapılabilecektir.

Kasten öldürme suçunun soruşturulması ve kovuşturulması Ceza Muhakemesi Kanunu madde 150/3 fıkrasına göre şüpheli/sanığa müdafii atanmadan yapılamaz. CMK madde 100 uyarınca kasten öldürme suçunun işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin ve tutuklama nedenlerinden birinin bulunması halinde, şüpheli ve sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir tutukluluk süresi en fazla 2 yıl olabilir. Zorunlu hallerin bulunması durumunda ise bu süre 3 yıl daha uzayabilir. Böylece toplam tutukluluk süresi 5 yıldır.

Suçun madde 81’de yer alan temel halinin cezası müebbet hapis iken; madde 82’de yer alan nitelikli hallerinden birinin bulunması durumunda ise cezası ağırlaştırılmış müebbet hapistir.

TCK madde 81’de düzenlenen kasten öldürme suçunun dava zamanaşımı süresi TCK madde 66/1-b bendine göre 25 yıldır. TCK madde 82’de sayılan nitelikli hallerin varlığı durumunda ise TCK madde 66/1-a bendine göre dava zamanaşımı süresi 30 yıldır.